Vücut sıcaklığındaki azalmaya uykululuk düzeyindeki artışın eşlik ettiği uzun süreden beri bilinmektedir. Başlangıçta, vücut sıcaklığındaki azalmanın uykunun bir sonucu olduğu düşünülse de deneysel çalışmalar bu görüşü desteklememiştir.
17 Eş zamanlı poligrafik kayıtlarda önce rektal sıcaklığın azaldığı ve uykunun bundan sonra başladığı görülmüştür. Vücut sıcaklığı değişikliklerinin ve özellikle ısı kaybını sağlayan mekanizmaların aktivasyonu sonucu deri sıcaklığının artışının uykululuğu artırdığı ve vücudu uykuya hazırlık durumuna getirdiği yakın zamanda yapılan çalışmalarla ileri sürülmüştür.
18 Bu modele göre deri sıcaklığının sirkadiyen modülasyonu 24 saate yayılan uykululuk düzeyini belirlemede nöronal ve nörohormonal faktörlere ek bir sinyal yolağı oluşturmaktadır. Sözü edilen çalışmalar normal uyku/uyanıklık döngüsü devam ederken uyanıklık süresince uykululuk düzeyini ve uykuya hazır duruma gelmeyi belirlemede vücut sıcaklığının önemini vurgulamaktadır. Çalışmamızda ise ilk defa sağlıklı kişilerde uzamış uyanıklık koşullarında da vücut sıcaklığı değişimlerinin uykululuk düze yini belirlemede etkili olup olmadığı araştırılmıştır. Bulgularımız detaylı incelendiğinde uzamış uyanıklık ya da uykusuzluk süresince, uykululuk düzeyinin belirlenmesinin bifazik özellikler gösterdiği dikkati çekmektedir. Uykusuzluğun 24 saati aşmayan döneminde uykululuk düzeyini belirleyen faktörler, ağırlıklı olarak sirkadiyen faktörler (örn. vücut sıcaklığı) iken, uykusuzluğun 24 saati aşan bölümünde homeostatik faktörler (örn. uykusuzluk süresi) daha ağırlıklı olarak uykululuk düzeyini belirlemektedir. Çalışmamızda hem tam hem de kısmi uyku yoksunluğunu takibeden ilk 12 saatlik dönem içinde vücut sıcaklığı ile uykululuk düzeyi arasında bir ilişki gözlenirken, tam uyku yoksunluğunun son 12 saatinde (24-36. saatler arası) uykululuk düzeyinin vücut sıcaklığı değişiminden bağımsız hareket ettiği görülmüştür (Şekil
3a, b). Diğer bir deyişle, uykusuzluğun ilk 24 saatlik döneminde vücut sıcaklığının azaldığı saatlerde uykululuk düzeyinin arttığı, vücut sıcaklığının arttığı dönemlerde ise uykululuk düzeyinin azaldığı görülmektedir. Uyku yoksunluğunun ileri dönemlerinde ise vücut sıcaklığından bağımsız olarak uyanık kalınan süre uykululuk düzeyinin belirlenmesinde daha etkili olmaktadır. Literatür taramalarına göre bu tip bifazik etkilenme ilk defa bu çalışmayla ortaya konulmaktadır. İlgi çekici bir nokta da, uyku yoksunluğunun tam ya da kısmi olmasına bakılmaksızın, takibeden ilk 12 saatlik dönemde uykululuk düzeyi ile vücut sıcaklığı değişikliklerinin benzer özellikler göstermesidir. Bu dönemde her iki tip uykusuzluk modelinde de vücut sıcaklığında artış olurken uykululuk düzeyinde azalma ve sonra da tam tersi bir ilişki görülmektedir (Şekil
1,
2). Burada kısmi uyku yoksunluğunun bir geceyle sınırlı olması, geç dönemde gözlenebilecek değişiklikleri değerlendirme açısından bir kısıtlılık oluşturmaktadır. Kısmi uykusuzluğun en az dört-beş gece arka arkaya sürdürüldüğü bir protokolün kullanılacağı çalışmalar daha kuvvetli bilgi sağlayacaktır.
 Büyütmek İçin Tıklayın |
Şekil 3: Sekiz saatlik uyku, dört saatlik kısmi uyku ve 24 saatlik uykusuzluğu takibeden 12 saatlik periyotta oral vücut sıcaklığı. (a) Uykululuk düzeyi ve (b) ölçümleri. Kont: Sekiz saatlik normal uykuyu takibeden 12 saatlik dönem; Pars: Dört saatlik gece uykusunu (03:00-07:00) takibeden 12 saatlik dönem; Total: Yirmi dört saat uykusuzluğu takibeden 12 saatlik dönem; vc: vücut sıcaklığı; göa: görsel analog ölçek. |
Kronotipoloji bakımından insanları belli alt gruplara ayırmak mümkündür. Mental ve fiziksel aktivite için günün erken saatlerini tercih edenlere sabahçıl tip ya da uyku tıbbındaki daha yaygın kullanımı ile “tavuklar”, günün geç saatlerinde kendilerini daha uyanık ve aktif hissedenlere de akşamcıl tip ya da “baykuşlar” adı verilmektedir. Kişinin sabahçıl ya da akşamcıl olması gün içinde uyku eğilimini etkilemektedir.4 Çalışma grubumuzu oluştururken bu faktörü kontrol altına alabilmek için Horne-Ostberg sabahçıl akşamcıl anketi kullanıldı. Çalışma grubu sadece sabahçıla yakın ve ara tiplerden oluşturulduğu için grubun uykululuk düzeylerinin belirlenmesinde kronotipolojinin etkili olmadığını düşünmekteyiz. Sabahçıl ya da akşamcıl olmak, vücut sıcaklığının sirkadiyen ritmiyle belirlenmektedir. Bu bakımdan çalışma grubu vücut sıcaklığı sirkadiyen salınımı açısından da homojen bir grup oluşturmaktadır.
Bu çalışmanın sonuçlarını yorumlarken kısıtlılık oluşturabilecek faktörleri de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Vücut sıcaklığının rektal yol yerine oral yoldan ölçülmesi bir dezavantaj gibi düşünülebilir. Ancak, son dönemde yapılan çalışmalar iç sıcaklığa kıyasla deri sıcaklığının uyku ile çok daha fazla ilişkili olduğunu göstermiştir.12,17,19 Gerçekten de insanlarda vücut iç sıcaklığının normal şartlarda büyük değişiklikler göstermesi beklenmez. Deri sıcaklığı ise çevresel sıcaklığın da etkisiyle daha geniş bir aralıkta varyasyon gösterebilir. Deri sıcaklığı, çevresel sıcaklığın algılanması ve buna göre iç sıcaklığı sabit tutacak değişikliklerin yapılması bakımından önemlidir. Termoregülatuvar mekanizmaların çalıştırılması için gönderilen sinyallerin uyku/uyanıklık düzenleme mekanizmalarını da etkilediği düşünülmektedir.20 Örneğin deride vazodilatasyonla birlikte sıcaklığın artışı vücut iç sıcaklığını azaltmakta ve uykuya eğilimi artırmaktadır.19 Diğer bir kısıtlılık kanda melatonin düzeylerinin ölçülmemiş olmasıdır. Melatonin hormonu da epifiz bezinin sirkadiyen ritm gösteren ve uykuyla yakından ilişkili bir sekresyon ürünüdür. Melatonin düzeylerinin iki saat arayla ölçümü çalışmamızın değerini artırabilirdi. Diğer yandan önceki bir çalışmada elektrikli battaniye altında uyutularak vücut sıcaklığı artırılan kişilerde uyku özelliklerinde değişiklikler oluştuğu halde melatonin salgılanmasında değişiklik bulunmamıştır.11 Son olarak, özellikle sekiz saatlik uykuda ve dört saatlik kısmi uykuda, uyku içinde meydana gelebilecek küçük uyanıklıkların, uyku süresini bir miktar da olsa değiştirebileceği düşünülebilir. Bu nedenle belirtilen uyku dönemlerinde polisomnografik kayıt yapılmamış olması da kısıtlılık oluşturmaktadır. Ancak, katılımcıların öykü, fizik muayene ve standardize soru formlarıyla oldukça sıkı bir şekilde değerlendirilmiş olması uyku sırasında büyük miktarda uyanıklık olması olasılığını azaltmaktadır.
Çalışmamızın sonuçları özellikle vardiyalı çalışanlar, transmeridyen uçuş yapanlar ve gece nöbet tutanlar için önemlidir. Modern yaşam koşulları, gerek iş nedeniyle gerekse sosyal yaşam nedeniyle insanları uykusuzluğun etkileriyle karşı karşıya bırakmaktadır. Uykusuzluk, gündüz uykuya eğilimi artırmakta ve gün içi uykululuk düzeyinin artışı ise kazalara neden olmaktadır. Bugün ülkemizdeki trafik kazalarının önemli bir bölümünün direksiyon başında uyuklamaya bağlı olduğunu biliyoruz.21,22 Bu nedenle uykululuk düzeyini belirleyen faktörleri saptamak ve kontrol altına almak, insan sağlığı dışında ülke ekonomisi, kazaların engellenmesi ve iş güvenliği açısından da önemlidir. Halen vardiya sistemiyle çalışan iş yerlerinde örneğin kişilerin sabahçıl ya da akşamcıl tip olmalarına göre çalışma saatleri belirlenmemektedir. Gerçekte böyle bir ayarlama hem çalışanların iş güvenliğini hem de iş verimini artıracaktır. Bu noktada bulgularımız, tam ya da kısmi uykusuzlukta kişinin uykululuk düzeyinin belirlenmesinde erken ve geç dönemde farklı mekanizmaların ağırlığı olduğunu ve kişiyi uyanık tutmak için alınacak önlemlerin uyanık kalınacak süreye göre ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğini düşündürmektedir.